Bugun...
Bozcaada Gözlemleri


Ahmet Şişman
ahmet@bozcaadahaber.net
 
 

İlk kez, 1996 yılının Ağustos ortasında Bozcaada'ya geldim. Yönetmenliğini Sunar Kural Aytuna'nın yaptığı, "Deniz Bekliyordu" isimli filminin çekimleri için Bozcaada seçilmişti. Hikâyemiz bir adada geçiyordu. Şebnem Doğruer Taçal, Nilüfer Açıkalın, Payidar Tüfekçioğlu, Ozan Bilen, Ayşegül Aldinç, Fikret Kuşkan , Ali Düşenkalkar, Parla şenol , Yaman Tarcan, Tuncer Necmioğlu, Baykal Kent, Kemal İnci ve bir çok Türk sinemasının kıymetli oyuncuları bu filmde rol aldı.


Filmimizin konusu, 12 yıl sonra adaya geri gelen bir balıkçı ve pansiyon işleten bir kadın ile çocuğunun ekseninde gelişir. Pansiyon işleten kadın 3 yıl önce çıktığı seferden geri dönmeyen kaptan kocasını, küçük oğlu ile büyük bir umutla beklemektedir. Balıkçı, babasız çocuğun en yakın arkadaşı olur ve komşu kızı ile yaşadığı geçici bir aşk macerasından sonra çocuğun annesi ile bir gönül bağı oluşturur. Dul bir kadının bu şekilde bir ilişki yaşamaması gerekliliğine inanmakta olan ada halkı balıkçıya fena halde kafayı takar ve olaylar gelişir...


Filmin çekimlerini Eylül ayında tamamladık. Bozcaada'da o sıralar turizm şimdiki gibi gelişmemişti. Ada halkı daha çok bağcılık ve balıkçılık ile uğraşmaktaydı. Küçük ve eski, "Kasımpaşa" isimli bir gemi ile adaya ulaşım sağlanıyordu. "Kasımpaşa", 1952 yılında ABD tarafından verilen Marshall yardımı çerçevesinde Fransa Nantes'de "S.A. des Anciens Chantiers Dubigeon" tezgâhlarında motorlu araba vapuru olarak yapılan ve halk arasında "kuleli" diye anılan gemilerdendir. Adaya ulaşım sorunlu idi ve biraz fırtınalı havalarda her yerinden ses gelen bu gemi ile sağlanıyordu. Şimdi ismi "Pelagos", o zamanki ismi "Thenes" olan otelde kalıyorduk. Duşa girdiğimde sabunu köpürtmeyen bir suyun aktığını görmüştüm. Musluktan akan su sorunlu idi. Adanın daracık yolları genel olarak stabilize olup asfalt kaplanmamıştı. Üzümün en iyilerinin yetiştirildiği adada o zamanlar çeşitli nedenler ile kaliteli şarap yapılamıyordu. Ancak adanın muhteşem bir doğası ve havası vardı. İnsanları sıcaktı. O zaman kurduğum ilişkileri hala aynı sıcaklıkta devam ettiriyorum.


Yıllar içinde zaman zaman Bozcaada'ya uğradım. Anakara'da daha az bulunan ama adada yaşamaya devam eden, bozulmayan doğal ortamı ve diğer kendine has insani özellikleri buraya uğrama nedenimdi. Sonrasında bir bağ alıp içine bir ev yaptırdım. Şimdilerde yılın önemli zamanda burada yaşamaktayım. Bozcaada'da turizm canlandı. Su, ulaşım ve yol sorunları eskiye nazaran iyileştirildi. Artık eskiye nazaran oldukça iyi şaraplar da yapılıyor. Ancak adanın çok popüler olması ile ziyaretçi akınına uğraması, dengeleri bir anda alt üst etti de diyebiliriz.


Şimdilerde görünen izlenimlerimi şöyle ifade edebilirim: Anadolu anakarasından batıya doğru atılmış gibi duran küçücük bir ada. Limana yaklaşırken sizi kalesinin görünümü karşılar ve “hoş geldiniz” der. Arnavut kaldırımlı dar sokaklarını dolaşmaya başladığınızda tarih kokan bir yapılaşma içinde bulursunuz kendinizi. Birbirine yaslanmış gibi duran iki katlı evleri ve sizden kaçmayan kargaları, sokak aralarında cirit atan kedileri izlersiniz. Sessiz, serin ve tertemiz havası, plajlarındaki incecik kumu, masmavi denizi, yemyeşil bağları, genzinizi saran kekik kokuları, nefis çavuş üzümü, güzel şarapları, Eylül ayından sonra bollaşan balıkları, geceleri gökyüzünü kaplayan yıldız kümeleri ve bu kümelerden zaman zaman kayan yıldızları, en büyük gürültü olan çekirge sesleri… Bu yanıyla dışı ziyaretçilerini yakar ve hayran bırakır. Bozcaada, son yıllarda uluslararası platformda da adını duyurarak dünyanın en güzel 4. adası ve Avrupa'nın en iyi adası ilan edilmiştir. Anakara'ya dört deniz mili mesafede ve yaklaşık 42 km2 lik bir yüz ölçümüne sahiptir. Bir şehir merkezi ve yaygın bağ evlerinden oluşur. Köyü olmayan tek ilçedir. 1996 yılından itibaren yapılan arabalı vapur seferleri ile hızla gelişen ada turizmi öne çıkmıştır. Ancak fırtınanın çoğaldığı kış aylarında gemi seferleri yapılamamaktadır. Geyikli iskelesindeki gemilerin yanaşacağı iskele korunaksızdır. Bu nedenle şiddetli fırtınalı günlerde anakara ile bağlantısı kesilmektedir. Bir mesken edinir ve adada yaşamaya başlarsanız; elektrik, su kesinti ile sıkıntılı zamanlar yaşamaya da başlarsınız. Birkaç yıl önceki bir kış gecesi, ada sakinlerinden Anke hanımın buzdolabının motoru sürekli gelip giden elektrik nedeni ile patlamış, evi yanmıştır. Su şebekesi basıncının yetersiz ve yeraltı kaçaklarının da buna katılması ile yaz aylarında öğleden sonradan başlayarak ada merkezi dışında yaşayanların suyu ya tam olarak kesilir ya da damla damla akacak biçimde verilir. Oldukça sıcak 2 Eylül 2013 günü, bağdan eve ter içinde geldiğimde duşa girmek istedim. Su yine akmıyordu. Bırakın suyu, damla bile gelmeyen musluğa bakıp o an söylediğim dörtlük şöyledir; Bozcaada’nın ne güzeldir sıcak havalardaki esintisi, Hele yıldızlı gecelere yarenlik eden hoş çekirge sesi, Kekik kokuları arasında ruhum dinleniyordu ki; Bezdirdi canımdan, sürekli su kesintisi…

Şehir dışında foseptik çukurları pek sorun olmaz. Şehir içinde ise kanalizasyon sorunu başlı başına bir problemdir. Foseptik çukurları yaygındır. Zaman zaman taşar, ortalığı pis kokular kaplar ve vidanjör ile boşaltılır. Sanayi atığı olmadığından, sadece evsel atık olması nedeniyle şimdilik sorun teşkil edip deniz kirliliği yaratmasa da; mevcut kanalizasyon şebekesi arıtmasız olarak poyraz limanına akıtılır. Ziyaretçilerin yoğunlaştığı yaz aylarında, ada içinde, araçların daracık caddeleri işgal etmeleri ve çıkan otopark sorunu sizi çileden çıkarır. Hele vapura doğru uzanan araç kuyruğu yaşamı alt üst eder. Bir de bu zamanlar üzüm taşıyan büyük kamyonlar ve traktörler trafiğe katılır ki o zaman da ortalık tam bir keşmekeş haline gelir. Şarap fabrikaları şehir merkezindedir. Şarap sıkım zamanı sinekler ve sirkeleşmiş üzüm suyunun kokuları ortalığı sarar. Açık hava çay bahçelerinde tepenize kargalar pisler. Bardaklarınızı o pisliklerden kurtardığınız oranda çay, kahve içebilirsiniz. Kış aylarında ada halkının bir arada oturabileceği kapalı bir mekânı, bir iki küçük kahve ile pastanesi dışında yoktur. Olan mekânlar da küçük ve yetersizdir. Yaz aylarında oldukça fazla ziyaretçinin gelmesi sonucunda şehir içindeki evlerin büyük çoğunluğu meyhaneye çevrilmiştir. Meyhaneler yaygınlaşmış ancak kalite düşmüştür. Adada hizmet ve ürün kalitesi noktasınca ciddi sıkıntılar vardır. Fiyatlar sürekli yüksek seyretmektedir. Bağ evi olarak yapılan ancak amacına uygun kullanılmayan, pansiyon ruhsatı alıp, amacına aykırı biçimde çalışan birçok kaçak imalathane ve işletme vardır. Buralarda her türlü denetimden uzak imal edilen, ekmek, peynir, şarap vs. gibi gıda maddeleri ve bunların internet üzerinden pazarlanması yaygın biçimde yapılmaktadır. Üstelik bu işletmeler internet üzerinden de pazarlama yapmaktadırlar. Bir kuruş vergi, kira gibi masraflar yapmadan adadaki diğer denetime, vergiye, kira v.s. giderlere sahip esnaflar ile haksız bir rekabet içine de girmektedirler. Bahar aylarında belediye araçları ile ada çıkışından sonra Ayazma ve Amerikan çeşmesi yönüne devam eden asfalt yolun her iki tarafı kısmen tıraşlanarak düzeltilmekte ve mevcut kara yolunun üzerine beyaz çizgi çekilmektedir. Dikkat ederseniz asfaltın yüzeyinde her yıl çekilen çizgilerden adeta bir resim oluşmuştur. Bu uygulama yarar sağlamaktan uzaktır. Makyaj yapmanın ötesinde de trafik akışına bir yarar getirmemektedir. Çünkü asfalt genişliği yeterli değildir. İki araç yan yana zor geçebilmektedir. Hele geniş iki aracın kara yolunda rahat seyredebilmesi için birinin durarak yol vermesi gerekmektedir. Oysa yapılması faydalı olan; kavşaklarda görüş alanını kısıtlayan kamış, ılgın v.s. gibi bitkilerin temizlenmesi, buna ilave olarak da mevcut kara yolunun genişletilmesidir. Ada’da adliye ve hizmetleri yoktur. Adliye 15 km uzaklıktaki deniz aşırı Ezine ilçesine taşınmıştır. Telefon hizmetleri için bir santral vardır. Ancak bu santralde bir görevli yoktur. Arıza durumunda siz bunu Çanakkale merkezindeki görevlilere bildirirsiniz. Onlar Ezine ilçesindeki görevlilere bildiriler. Oradan gelirler ve arızaya müdahale etmeye çalışırlar. Arada geçen sürede siz internet ve telefon hizmetlerinden mahrum kalırsınız. Hele kış koşullarında vapur çalışmaz ise sadece beklersiniz. Ada’da bir hastane hatta bir dispanser bile yoktur. Sadece "aile hekimliği hizmeti" verebilecek iki pratisyen doktor vardır. Bir de eczanesi vardır. Belediye ada içinde naylon poşet kullanımını yasaklamıştır. Pazarda, markette, manavda yapılan alış verişlerde kâğıt torba kullanılır. Sadece balıkçılar naylon poşet kullanırlar. Parçalanan kâğıt torbalardan düşen domatesleri vs. toplayarak evinize gitmeye çalışırsınız. Ancak bir başka yanıyla da bakınca görünür ki marketlerde satılan her ürün "plastik bir muhafaza" içindedir. Marketten alacağınız iki tane küçük plastik şişedeki suyu, meşrubatı size kâğıt torba içinde verirler. Plajlar çöplük yuvası gibidir. Yazın iğne atılsa yere düşmeyecek Ayazma plajında bir duş bile yoktur. Adalı genel olarak adasına sahip çıkma noktasında çaba sarf etmemektedir. Ancak adayı seven ve duyarlı sakinlerinin bir mücadelesi de vardır. Bu mücadelenin başını adada 12 ay yaşamayan ama daha kısa da olsa ikamet edenler çekmektedir. Bozcaada forumu olarak parkta toplanarak bir şeyler yapabilmek için mücadele etmektedirler. Bu toplantılarda bulunan ve adada 12 ay yaşayanların sayısı ancak bir elin parmakları kadardır. Kıssadan hisse: Bu yanıyla da bakınca Bozcaada bir Meksika kasabası gibidir. İçi de yaşayanlarını yakıyor. Bozcaada'nın doğal yapısı korunarak, her yönden geliştirilmesi, "adaya hızlı ilgi seviyesinde" sağlanmalıdır. 21 ocak 2014



Bu yazı 1628 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
bozcaada
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
bozcaada
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

GESTAŞ'ın %25 zam yapmasını ve sonra da 5TL indirimini nasıl değerlendiriyorsunuz?


YUKARI