Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali Koordinatörü, Dr. Öğretim Üyesi Ethem Özgüven, son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran limanın genişletilmesi projesine ilişkin görüşlerini Bozcaada Haber için kaleme aldı. İşte yazının tamamı:
Yerel, Küçük, Yavaş
Adanın limanı büyütülüyormuş. Ya da liman büyütülmüyormuş da mendirekler uzatılıyormuş. Haberlerde şöyle bir tanım var: Bozcaada Limanı Yat Yanaşma Rıhtımı Projesi. Bana kalırsa, endişelerim anlamında tüm bu tanımlar aynı yere çıkıyor. Bu süreçte yüz binlerce ton taşın taşınması (altı yüz bin ton civarı deniyor), ekosistemin, deniz dibinin etkilenmesinin, dev kamyonların geçişinin, gürültünün, tozun, tamamen olumsuz etkilenecek olan küçük turizmcilerin, pansiyonların, lokantaların katlanacakları zorlukların ötesindeki endişem şudur: Dünyanın en özel, özgün ve temiz limanlarından biri olan (GESTAŞ feribotlarının limanın dibini özellikle yazın her saatte karıştırmasına rağmen) Bozcaada Limanı’nı bu kadar temiz tutan akıntıların zarar görebileceği, kesilebileceği endişesi. Deniz dibi kendini onarır ama kesilen akıntı, belki binlerce yıldır limanı temiz tutan akıntı kesilir, bozulursa onun tamiri olmaz. Çanakkale ve Balıkesir’deki bilim insanları, adanın yaşlıları ve balıkçıları, ta mitolojiye kadar giden adaya dair metinler, kaynaklar araştırılmış mıdır bu dev adım atılmadan? Zannetmiyorum. Yerel yönetimle, belediyeyle konuşulmuş mudur; görüşleri, önerileri, endişeleri dinlenmiş, giderilmiş midir? Zannetmiyorum.
Küçüklüğüyle ve büyümemesiyle bilinen ve gıpta edilen bir adada “büyümek” ile ilgili hiçbir kavramı anlayamayacak kadar anlayışım kıt. O nedenle de limanın niçin büyüdüğünü de anlamıyorum. İşte tekneler sığmıyormuş. Sığmasın. Feribotlar çalışamıyormuş. Bu, müşterilerin “doluyuz” diye geri gönderildiği bir lokantanın prestiji ve gururu gibi bir şey değil mi? Limanımız dolu. Başka bir limana. Bir zamanlar komşum Ayhan Kaptan’ın kaptan olduğu zamanlarda her türlü havada bu feribotlar gidip gelebiliyordu. Bu gidiş geliş aksaklıklarının önemli bir kısmının Geyikli İskelesi’nin yarattığı sorunla ilgili olduğu da bilinen bir şey.
Büyümek kadar kötü bir fiil neredeyse bilmiyorum. Belki “ölmek” daha kötü olabilir. Benim ve her yıl adada ekim ayında gördüğünüz öğrencilerimin hayata bakışı, 14 yıldır Bozcaada Belediyesi ve sizlerle dayanışma içinde yaptığımız Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nin sloganıyla örtüşüyor:
Yerel, Küçük, Yavaş.
Lütfen büyüyen şeylere ve yerlere bakınız: Alanya, Kuşadası, Çeşme, İstanbul… Buralarda büyüyen aslında bana kalırsa şunlar: stres, mutsuzluk, suç, gürültü, kalitesiz, hızlı bir yaşam. Ben her şeyden önce kendime bakıyorum ve keşke büyümeseydim diyorum. Adanın temel özelliği, onu bu kadar güzel ve özel yapan birçok unsur, “küçük, yerel ve yavaş” kelimelerinin ardında saklı. Kruvaziyer turizmi ve/veya kitle turizmi, dolayısıyla çok büyük bir yat limanı sonuçta hayır getirmez: kirlilik getirir, uyuşturucu getirir, adaletsiz bir rant getirir, suç getirir. Bizim uğraşmamız gereken şey; her yıl artan ve gittikçe daha vahşi ve kalitesiz hâle gelen, adanın geleneksel özelliklerine uymayan yaz turizmi yerine, ekim ayından mart ayına kadar klasik müzik, tiyatro, sinema, spor, bilimsel toplantılar temelli bir başka turizmi geliştirmeye çalışmak; eğer illa ki bir şey geliştirilecekse. İstatistiklere bakınız: Her yıl adada artan ne? Mutluluk mu? Sanmıyorum; gürültü, atık, kavga, mutsuzluk. Dolayısıyla mendirekten çok daha öncelikli sorunlarımız var. Limana yanaşacak otuz fazla yat bu sorunları çözemez. Bu sorunları biz dayanışmayla, başka, daha sakin, dayanışma temelli yerel bir bakışla çözebiliriz. (İnşallah.)
Bana kalırsa Bozcaada’nın uğraşması gereken temel konular bambaşka. Adadaki yapılaşma ve tiny house denen yapıların kaldırılması, suyun daha tasarruflu kullanılması, plastik, geri dönüşüm ve yazın adadaki dev turizm baskısı zaten öncelikle düşünülmesi gereken çok önemli konular. Yazın güneşiyle evleri ısıtacak güneş enerjisi kullanımı, rüzgâr enerjisi kullanımı… Zararlı petrol ve kömür kaynaklı yakıtlar yerine güneş ve rüzgâr temelli enerjilere geçilebilecek en uygun yerlerden biri, küçük ölçeğiyle Bozcaada olabilir. Bu çok devrimci bir yaklaşım olmaz mı?
Önümüzdeki birkaç yıl içinde belediyenin (bu tüm Türkiye’de ve maalesef tüm dünyada olacak, özel bir durum değil) havlu, çarşaf değişimlerine, çim sulamalarına, suyun tarım dâhil her tür kullanımına sınırlama getirmek zorunda kalacağı bir dönemde, büyüme — her tür büyüme — çok dikkatle atılacak bir adım olmalı.


































