featured
ıssızlaştık ve bölündük

Issızlaştık ve Bölündük






Malumunuz, geçenlerde yağışlar yoğun olunca ada yeniden gündeme geldi. Hâlbuki ada dışındaki birçok mevki ismine baktığımızda; Kocamış Deresi, Canol Deresi, Kocadere, Velideresi diye uzayıp giden bir liste görürüz. Eskiler acaba “Bir isim koyalım da nam olsun” mu demişlerdir? Tabii ki hayır.

Yıllar önce Selahattin Balcılar’ın Ayana’daki damında; Cahit Balcı, Selahattin Balcı, Sedat Balcı ve Kahya Ciğersiz Hüseyin rakı masasında buluşurlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde içki bitince, Ciğersiz Hüseyin “Ben atla gider alırım” der. Mamafih saatler geçer, içeridekiler meraklanır. Hüseyin Abi sırılsıklam hâlde damdan içeri girer:



“Kocamış Deresi’nde sele kapıldım, canımı zor kurtardım ama at sürüklendi; heybe de atın üstünde gitti,” der.

Saatler sonra at dama gelir fakat heybe yoktur. Bunun üzerine hep birlikte heybeyi aramaya çıkarlar. Neyse ki heybe çalılara takılmıştır; malzeme de heybede duruyordur.



Bugün mesela Kocadere’ye gittiğinizde dere göremezsiniz. Dereleri inşaat molozlarıyla doldurmuşlardır. Geçenlerde adaya düşen yağmur üst üste yağsa; ne dere kalır ne asfalt.

Hiç adadaki eski damların nerede olduğuna dikkat ettiniz mi? Hepsi yüksek yerlere konuşlandırılmıştır. Eski insanlar bunu sizce saflıklarından mı, yoksa tevazu göstermek için mi yapmışlardır?

Eskiden bu kadar araç yokken bütün yükü eşekler çekerdi. Yol yok, araba yok; insanlar bağlara eşeklerle gider, yüklerini eşeklerle taşırdı. Adanın eşekleri karşıdan gelenlerden farklıydı. Ezine’ye, Geyikli’ye ya da köylere satılan adanın eşekleri mutsuz olurdu; kaçar, Odunluk İskelesi’ne gelirlerdi. En sonunda adadan eşek alımından vazgeçtiler. İslomania’yı bizden önce yaşayan eşeklerdir. Herhâlde şimdi olsa, adanın bu kadar ıssızlaştığı kışta adadan çıktım diye zil çalıp oynarlardı.

Son yıllarda herkes  adamızda kış nüfusundan bahsediyor. Gelgelelim ben dâhil adada kimse yaşamamaya başladı.  “12 ay yaşayan ada” sloganlarının tam zıttındayız. Sadece 3/4 ay yaşayan bir adaya dönüştük. Kışın adamızda in cin top atıyor. 

Herkesin kendine göre geçerli bir sebebi de var. Pakize bile çarşıda endam etmiyor. İşin espri boyutunu çoktan geçtik. Artık yerel yönetim, STK’lar ve biz ada halkı adanın kış hayatı için ciddi bir çaba  gösterip kış hayatını yeniden canlandırmamız gerekiyor. Aksi halde sonumuz her sene daha kötü olacak.  

ISSIZLAŞTIK VE BÖLÜNDÜK

Senelerdir her şeyi konuşur, vaatler verilir. Sosyal medyada hepimiz kahramanız ama aslında sadece egolarımızı tatmin ediyoruz.  Geldiğimiz nokta; Issızlaştık, yalnızlaştık, ötekileştik. 

Sadece yazın yaşayan, ama yazın işten güçten bir araya gelemeyen, kışın da adada kimse kalmadığından iki sohbet edemiyoruz. Eskiden eşeklerimizi bile tanırdık, şimdi ufacık adada yıllardır yaşayıp  birbirimizi tanımaz hale geldik. “ Aaa siz de adada mı yaşıyorsunuz?” diyoruz.

Biz farkında olmayabiliriz ama okuldaki küçücük çocuklarımız bile her şeyin farkında. Halbuki depremlerde, koronada; ülkenin her sıkıntılı anında adada ortak hareket edebilmiştik. Sadece Son birkaç sene hariç, herkes herkesi dinleyebiliyor, aynı masada oturabiliyordu. Şimdi nedendir bilinmez, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz birbirlerine selam vermekten kaçınır oldu.

Belki farkında değiliz ama bölündük:  Bizden olanlar ve olmayanlar diye.

Kim hangi partiden, hangi görüşten olursa olsun; cenazelerde aynı safta yer alıyoruz. Hiçbirimiz baki değiliz. Herkesin parkta, Çınaraltı’nda, Çamlık’ta aynı masada buluştuğu; empati kurduğu, birbirini dinlediği, derdini anlattığı günlerde buluşmak umuduyla…

KAÇAK NAVİGASYON

Bundan birkaç sene önce limandaki mekânlardan birinde maç izliyoruz. Mekân sahibi, yanında bir beyefendiyle geldi. Bir otelde kalıyormuş; oradaki bir hastaya ilaç gönderecek ama taksilerin hepsi dolu. “Ben motorla bırakır gelirim,” dedim. İnsanlık öldü mü?

Navigasyonu açtım. Amerikan Çeşme mevkiinde bir otel. Gecenin bir yarısı, navigasyondaki gribal enfeksiyona yakalanmış sesli bayan “Otele geldiniz” dedi ama bırakın oteli, ortada baraka bile yok. Derken tam dibimde bir hırlama sesi… Ben diyeyim Bengal kaplanı, siz deyin Afrika aslanı! Meğer biz Rafet Abi’nin damına gelmişiz. Zincirin yettiği yerle benim aram elli santim. Hangi dilde dua ettiğimi bilmiyorum ama Arapçayı o gece öğrenmiş olabilirim.

Sonradan oteli buldum ama kaçak olduğu için navigasyonda görünmüyormuş. Not: O otel, yani bağ evi, hâlâ çalışıyor. Belediyeye ihbarımdır. Bahçesinde restoran olarak işletiliyor. Sandalye başına hesap edilirse belediyeye iyi para girer. Adamız sadece merkezden ibaret değil. Ada dışına çıkıldığında birçok bağ evi, pansiyon ve apart olarak işletiliyor. Bahçelerde yemek servisi yapılıyor.

Herkese selamlar.

Sürç-i lisan ettiysek affola.

Issızlaştık ve Bölündük
Yorum Yap




E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Bozcaada Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Vasil Bozcaada
KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.