Sahte hesap üzerinden yapılan paylaşımlar iki – üç gündür Bozcaada gündemini alt üst etti. İki gündür telefonlarım susmuyor.
Malumunuz, sahte bir hesap üzerinden belediye ve belediye personeli hakkında son derece çirkin, bel altı iddialar ve iftiralar paylaşıldı. Aslında bu konuda hiç konuşmayacaktım. Çünkü bu çirkin paylaşımların daha da yayılmasına ortak olmak istemedim. Ama maalesef zaten duymayan, konuşmayan kalmadı.
Bildiğiniz ve yaşadığınız gibi, Bozcaada’nın dedikodusu meşhurdur.
Tabii sadece ada değil; ada ölçeğindeki küçük yerleşimlerin karakteristik bir özelliğidir dedikodu.
Fakat zaman zaman, özellikle kış aylarında, kimsenin işinin gücünün olmadığı dönemlerde bu dedikodu hali iyice can sıkıcı bir noktaya gelir. Adanın dedikodusu bazen insanı adadan soğutur, uzaklaştırır, hepimizi rahatsız eder boyuta ulaşır.
Şimdi bir de bunun üstüne, sahte hesaplarla sosyal medyadan yalanlar, ithamlar, dedikodular yayılmaya başlarsa; inanın bu ufacık kara parçası hepimize dar gelir. Adada yaşamak iyice çekilmez bir hâl alır.
Bu durum büyük şehirlerde, nüfusu yüksek olan yerlerde belki bu kadar etki etmez. Ama kışın bin kişinin altında nüfusu olan Bozcaada gibi küçük yerlerde hepimiz için son derece yıkıcı olabilir.
Bugün bu bel altı paylaşımlardan siyasi ya da farklı gerekçelerle sessizce mutlu olanlara, bıyık altından sevinenlere söylüyorum:
Bu sahte hesaplarla iddialar, dedikodular, iftiralara karşı tavır almazsak ve bu durum yaygınlaşmaya başlarsa yarın aynı durumun muhatabı siz de olabilirsiniz. Hepimizin ailesi var, özel hayatlarımız var, insanız ve hatalarımız, günahlarımız da oluyor.
Belediyeyi beğenmeyebilirsiniz.
Adil olmadığını düşünebilirsiniz.
Kişisel sorunlarınız olabilir.
Size haksızlık yapıldığını da düşünüyor olabilirsiniz.
Ama lütfen bu çirkin paylaşıma destek olmayın. Sessizce bile olsa sevinmeyin.
Yahu engelli bir bireyin üzerinden siyasi bir isme bel altı vurmak… Evlenmiş, boşanmış, çocuğu olan personelleri hedef almak… Bu nasıl bir ruh hâlidir? Üstelik bu bel altı iddiaların gerçek olmadığına eminim.
Ki kimliği belirsiz bu hesaptan yapılan paylaşımlarda bel altı ifadeler olmasaydı, diğer iddialar ve ithamlar doğru ya da yanlış bir şekilde değerlendirilir, doğruluğu ispatlanırsa haberini de yapardık. Hatta kendilerine de söyledim; utanç verici paylaşımların dışındaki iddiaları belgelendirirlerse yayınlarım dedim. Ayrıca zaten belediye de bu paylaşımlar için savcılığa suç duyurusunda bulunmuş.
Ben hem şahsım adına hem de gazetecilik adına şunu söyleyebilirim:
Bugüne kadar gerek haberle, gerek köşe yazılarıyla, gerek yüzlerine karşı ya da halk toplantılarında en sert eleştirilerimi çekinmeden dile getirdim. Zaman zaman “Bu sefer çok sert yazmışsınız” diyorsunuz. Sadece belediye değil; siyasi partilere, derneklere, farklı oluşumlara da.
Ama belediye başkanı da, meclis üyeleri de zaman zaman bana şunu söylüyor:
“Serkan, yüzümüze karşı eleştiri yapan tek kişi sensin. Arkamızdan dedikodu yapanlar, iddialarda ya da iftirada bulunanlar ne halk toplantılarında, ne makamda, ne dışarıda tek kelime etmiyor, soru sormuyor.” Son halk toplantısına İstanbul’da olacağım için katılamayacağımı söylediğimde bir meclis üyesi espriyle, “Sen katılmayacaksan bari sorulara, iddialara hazırlık yapmayalım. Senden başka soru soran olmuyor, boşuna hazırlık yapıyoruz.” dedi. Kusura bakmayın ama gayet haklılar.
Adada yıllardır klasiktir bu durum. Sadece bu dönem değil. Hakan Başkan döneminde de aynıydı. Sürekli iddialar, ithamlar, yalanlar havada uçuşuyor, konuşulur. Ama bir kişi bile çıkıp açık açık sormaya cesaret edemez.
İnanın başka yerlerde belediye başkanları halkın karşısına çıkıp “Sorusu olan var mı?” diye sormaz. Bizde her halk toplantısında bu fırsat veriliyor ama ortaya atılan iddialardan biri bile sorulmuyor. O halde ya konuşulanların çoğu gerçekten dedikodudan ibaret, ya da herkes korkak.
“Ee herkesin belediyeye gebe olduğu küçük büyük kaçakları var, o yüzden konuşamıyorlar” deniyor. Peki herkesin mi var kardeşim? Hiç mi açığı olmayan yok?
Bakın, Bozcaada Haber olarak bugüne kadar sahte hesaplardan yapılan yorumları hep engelledik. Engellemeye de devam edeceğiz.
Ama şunu da anlayabilirim:
Eğer mesleğinizden, işinizden ya da başka bir sebepten isminizi açık yazmaya cesaret edemiyorsanız; üslup korunmuşsa, hakaret yoksa, bel altına inilmemişse bize gönderilen her iddiayı değerlendiririz. Hatta üslup korunduğunda sahte hesapla yazılan yorumu da silmediğimiz oldu.
Ama özel hayatı hedef alan, aşağılayıcı, iftira niteliğindeki hiçbir ifadeye izin vermez, buna alet olmayız.
Bu ada gerçekten çok ama çok küçük.
Adada biri vefat ettiğinde hepimiz cenazede omuz omuza saf tutuyoruz. Ailemizden birini kaybetmiş gibi üzülüyor, yas tutuyoruz. Yahu ne yaşamış olabiliriz de insanlığa sığmayan böylesine kötü yöntemlere başvurabilir ya da bu duruma sevinebiliriz?
Elbette adada bizleri yönetenlere, siyasilere, kurumlara vs eleştirimiz, tepkimiz olacak. Elbette yanlı olanları konuşacağız, dile getireceğiz. Ama olması gereken gibi, ahlaklı, üsluplu, aileye, özel hayata, namusa ve onura dil uzatmadan, adaya ve adalılara yakışır şekilde.


































