Bugun...
Semadirek'ten çaktı mı şimşek kaçacaksın!


Cahit Yalçın
cahit-yalcin@hotmail.com
 
 
Çok revaçta bir yerden, taa bizim mekandan başlayalım dedik. Çocuktuk, çömezdik, balıkçılık yaptığımız, gün batımında akşam suyuna barbun ağlarını kaldırdığımız zamanlardı. Gündüzden gider Pınardere'de, şimdiki gün batımı olan yerde, karaya çıkar martı yumurtası toplardık. Martı yumurtası deyip de geçmeyin proteini en yüksek mamuldür. Bir tane yedin mi yirmi dört saat tok gezersin. Fakat karada olan martıları hesap edemediğimiz için bazen saldırıya uğrar, zor kaçardık. Hatta bir saldırıda kolumuzdan gagalandık, canımızı zor kurtardık. "Kuşlar" filminin gerçeğini birebir yaşamış adamım ben. 
 
Yine yaz, zannedersem haziran ayında akşam suyuna ağları attıktan sonra iki mil açığa çapari yapmaya çıktık. O zamanlar haziran borasından acayip tırsan biriydim. "Semadirek'ten çaktı mı kaçacaksın" derdi babam. Öğütleri tutan biriyim ben. Semadirek'ten siyah bulutu görünce, hadi dedik ağların ucundan tutalım, varalım yerimize. Derken makine sukoyvermez mi! Ee, çömez olduğumuza göre kürekler bize kaldı. Milli takım kürekçisi gibi o korkuyla nasıl kıyıya vardık bir ben bilirim, bir de tanrı. Tam her şey bitti derken demez mi rahmetli dayım: "Hadi bakalım seni karaya çıkartalım, adadan bize bir tekne al da bizi çeksin." Polente Feneri'nin burundan, gecenin bir karanlığında çıkardılar beni karaya. O zamanlar öyle laylomlom günbatımı muhabbeti, araç yoğunluğu, insan seli, güneşe tapanlar, nikah kıyanlar, klip çekenler yok. İzbe, alaca karanlık kuşağı gibi korku tüneli. Ha bir de çocuğuz o zamanlar. Neyse çıktık karaya. Önce tepeye tırmanıp, dağcılık sporu yapıp sonra gevenlere ulaştım. Geven, hani gün batımı alanında anası ağlayan doğal bitki örtüsü var ya, işte o! Ardından yarı maraton, bir de gece koşusu. Aklıma bütün hayvanlar alemi geliyor, geçiyor. Zannedersin ki Afrika ormanlarında koşuyorum. Tam yarım saatte o karanlıkta ada merkezine vardım. 
 
Şimdiki Şehir Restaurant'ın olduğu yer o zamanlar Şehir Kulubü'ydü. Tam da Dünya Kupası maçının yarı final karşılaşması var. Bir baktım Şişman Engin abim orada, hemen durumu anlattım. Dedi ki, benim kayığı al, yalnız tekne su alıyor, su tulumbasını unutma! Hadi oradan be... Kabus devam ediyor, çıktık gecenin bir yarısında yola, tam iki saat yolculuktan sonra Polente'nin ışığını gördüğümde aklımda bin bir felaket senaryoları dolaşırken, zafer kazanmış bir komutan gibi bizim teknenin yanına vardım.
 
Vardığımda, o da ne bizim reisler arka güverteye kurmuşlar çilingir sofrasını, açmışlar kısa dalgadan radyonun sanat müziği kanalını, kafalar bi' dünya! Sadece bütün korkularımı ve endişelerimi bir kenara bırakıp gecenin bir yarısında denize atlayıp, yüzerek karaya çıkıp, yine koşarak aynı istikametten yürüyerek sabaha karşı gün ağarırken adaya eve vardığımı hatırlıyorum. 
 
Bizim zamanımızda değil araba veya kepçe, eşekler bile gelmezdi buralara. Ama her şey bakir, her şey doğal, bir o kadar da temizdi buralar. O koşup da gittiğimiz bağların arasında karanlıkta duvarına tosladığımız duvarlar yoktu. Vahşi hayvanlar yoktu belki ama iki üç dönüm bahçelerine bağlanan kurt köpekleri de yoktu bize saldıran. Belki çok insan da yoktu ama insaniyet vardı buralarda. Bir hoş seda diyelim, analım o günleri dedik. Hatamız olduysa af ola.


Bu yazı 3027 defa okunmuştur.

YORUMLAR
2 Yorum

İsmet
10-01-2016 22:59:00

Çok güzel yazmışsın okurken eskilere gittim kimler kimler geldi geçti eski ada bambaşka idi.

aydan akgezer
15-10-2015 22:21:00
Kalemine, yüreğine sağlık sevgili Cahit,rnAnılarını hep paylaş lütfen.....

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Adada zincir market açılması konusunda ne düşünüyorsunuz?


 YUKARI