Bugun...
Sadece İngilizce'si değil kalbi de 10 numaraydı...


Serkan İlik
serkanilik@gmail.com
 
 

Aşağıda 4-5 sene önce çekilen bir videoda İngilizce'sinin 10 olduğunu söylüyordu Fahri abi. Ama sadece İngilizce'si değil kalbi de 10 numaraydı Fahri abinin. Adada görmekten, konuşmaktan, iki muhabbet yapmaktan en keyif aldığım, adada gerçekten en sevdiğim, iyi bir insandı Fahri abi.
 

Yıllar yıllar önce tanıdığım zamanlarda da, her gün gazete bayisinden en az 5-6 gazeteyi alıp okuduğunu görünce şaşırmıştım. Fahri abiyi bilenler bilir, gazetelere olan düşkünlüğünü. Zaten en zevk aldığı şey de, kendisine para verilip gazete ısmarlanmasıydı. Öyle alıp göz gözdirmez, hemen hemen tüm sayfaları okurdu. Hatta o dönem ben Birgün gazetesi ısmarladığımda bana "Birgün iyidir, Birgün'cüyüz biz" deyince merak edip sormuştum gazete bayiine. Öğrendim ki gerçekten adaya gelen 3-5 Birgün gazetesinden birini de sürekli Fahri abi alır okurmuş.

Fahri abi şizofreni hastasıydı ve bu yüzden de genelde 1970'ler ve 80'lerde yaşıyor gibi konuşur, bu nedenle o dönemin futbolcularını, siyasetçileri, olaylarını net bir şekilde hatırlardı. Sanırım babasında da benzer bir rahatsızlık varmış. Yıllar önce O'nun da Çınaraltı'nda sandalyeden düşüp vefat ettiğini, o günden sonra da Fahri abinin hayatta tek başına kaldığını hatırlıyorum. Tabii son yıllarda bakımını üstlenen Güneş ailesinin emeğini de unutmamak gerek.

Fahri abi eski yılları hatırlayarak konuşsa da, gerçekten dolu bir insan olduğu, okuduğu, sorguladığı konuşmalarından, kullandığı cümlelerden, o döneme ait verdiği bilgilerden anlaşılıyordu. Bir gün bana Nazım'la ilgili bir şey deyince acaba biliyor mu diye Bedri Rahmi'nin "Üç Dil Bileceksin" şiirinden bir mısra okumuştum ve sormuştum. Bu şiir kime ait diye. Daha tam söylemeden bana "Rahmi be ya Bedri Rahmi" diye yapıştırmıştı cevabı!


Gerçekten çok ilginç ve hikayesi olan bir karakter olduğunu düşünüyordum. O günlerden beri de sürekli Fahri abi ile karşılaşınca, hemen muhabbet etmeye çalışır, bir şeyler sorardım, beraber çay içerdik. Çınaraltı'nda, Çiçek Pastanesi'nde birçok kez kahvaltı ettik Fahri abi ile. Fahri abi de beni görünce uzaktan başlar gülmeye, hemen siyasi ya da Beşiktaş ile ilgili konuşmaya başlardı. Kan mı çekiyordu bilmiyorum ama (bazen benim de çok normal olmadığım söylenir) adada bir tek benim arabama binerdi. Ama o da en fazla Adakale Market'e kadar olurdu ki o vakit durmazsan kızar, arabadan kendi inmeye çalışırdı. 


Ama sadece belirli kişiler ile değil adada herkesle hoş-sohbeti vardı Fahri abinin. Genelde de hep gülerek, kibar ve nazik bir ifadesi vardı. Ancak çok kötü bir şey de yaşadı Fahri abi. Bir keresinde (sanırım lise 2'ye gidiyordum) adada yaşayan, hatta adalı biri, güya Fahri abi kendisine küfür etti diye yüzüne kafa atmıştı, aldığı darbe sonucu Fahri abinin burnu kırılmış, kanlar içerisinde kalmıştı. Biz de 1-2 arkadaş meydanda Fahri abiyi kanlar içinde görünce hemen hastaneye götürmek istedik ama hızlı koşar adımlarla kaldığı odasına gitmişti. 
 

Fahri abi o olaydan sonra insanlardan bir iki sene uzak kalmış, burnunun kırıldığı yerden de uzun bir süre geçmemişti. Sonrasında Fahri abiyi ne zaman görsem aklıma hep o olay gelmişti. Fahri abi gibi birine küfür gerekçesi ile nasıl vurabilirlerdi, ki Fahri abiden bugüne kadar en küçük küfür bile duyulmamışken... Bu olay hala içimde kalan bir sıkıntıdır. 



Neyse aradan geçen birkaç seneden sonra Fahri abi yeniden insanların arasına karıştı ve eski neşesine de kavuşmuştu. Son yıllarda ise en basiti ile herkesle makara yapardı Fahri abi. Solcuların yanına gelince solcu, sağcıların yanına gelince sağcı olurdu. Benim yanımda Beşiktaşlı, Uğur'un yanına gelince Fenerbahçeli... Ama dediğim gibi bunu da gevrek gevrek gülerek, sanki dalga geçtiğini, goy goy yaptığını ima eder gibi yapardı.  
 

Bir keresinde de Fahri abi meydandan geçerken bana "Senin babandı Sivas'ta insanları yakan, faşist adam, atarlar seni içeriye" diye yüksek sesle bağırınca çevredekiler bana bakmıştı. Tabii Fahri abiyi tanımayanlar nedeniyle, el işareti ile kızar gibi yaptım ama bana gülerek eliyle "Hadi bakam hadi" diye o klasik hareketini yapınca çevredekiler de gülmeye başlamıştı.  

Bu arada insanlara olduğu gibi hayvanlara karşı da çok iyi idi Fahri abi. Yine bir gün Vitamin Kafe'de birlikte tost yerken bana "Neden Artur'a tost almadın, günah" diye sorup kızmıştı. Kendi tostunun bir kısmını da Artur'la paylaşmıştı. Bu arada sigara, gazete gibi şeyler haricinde öyle para verip, cebinde dursun, öyle bir şeyi de kabul etmezdi asla.  

Son yıllarda da yaz aylarında hem sıcaklar nedeniyle hem de adanın çok fazla kalabalık olması sebebiyle daha az gözükürdü sokaklarda. Ne zaman ada tenhalaşır Fahri abi ile o kadar sık karşılaşabilirdik. 

Ama artık bir daha karşılaşmayacağız işte. Maalesef acılarla geçen 2019, gider ayak son kapağını da yaptı. Dün Fahri abi yemek yerken, ekmek boğazında durmuş ve nefes alamayarak hayatını kaybetmiş. Hala şoktayım. Meğer varlığı Bozcaada için ne kadar önemliymiş. Adada olmadığım ve geç öğrendiğim için son yolculuğunda olamadığım için çok üzgünüm. 
 
Bozcaada'yı güzel kılan her şey yok olmaya başladığı gibi sanki adanın güzel insanları da hızla göç etmeye başladı son yıllarda. Düşünün bir daha Fahri abinin o gülen ve neşeli yüzünü Bozcaada'da göremeyeceğiz. Sadece anıları ile fotoğrafları ile videoları ile yetineceğiz.
 

 


Bu yazı 3147 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

GESTAŞ'ın %25 zam yapmasını ve sonra da 5TL indirimini nasıl değerlendiriyorsunuz?


 YUKARI