Bozcaada, 2026’nın ilk on gününde adeta ulaşımdan koparıldı. Şiddetli lodos nedeniyle yeni yılın ilk 10 gününde 5 gün boyunca ada ile tüm ulaşım kesildi, kalan 5 günde ise seferler sınırlı sayıda yapılabildi. Sonuç sadece aksayan yolculuklar değil, ertelenen hayatlar, bekletilen acılar oldu.
7 Ocak Çarşamba günü 44 yaşında kaybettiğimiz Halil Güler’in cenazesini, ulaşım olmadığı için ancak iki gün sonra, 9 Ocak Cuma günü toprağa verebildik. Perşembe günü tüm seferlerin iptal olduğu bir başka günde, Çanakkale’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden 39 yaşındaki Serhat Tuncer’in cenazesi de ancak ertesi gün defnedilebildi.
Dün, yani Cumartesi… Yine tüm feribot seferlerinin durduğu bir günde adamızın çınarlarından Nazmiye Özmen’i kaybettik. Torunu Cansu, biricik ananesinin cenazesi için sosyal medya hesabından şu duyuruyu yaptı:
“Hava koşulları nedeniyle Bozcaada’da defin işlemi gerçekleştirilemiyor. Bu sebeple İstanbul Kilyos Mezarlığı’na defnedilecektir.”
Ne kadar acı, değil mi?
Hava muhalefeti nedeniyle cenazemizi 2–3 gün bekletip öyle toprağa veriyoruz.
Bir an durup düşünün…
Ada dışındasınız. Ertesi gün annenizin, babanızın ya da kardeşinizin ölüm haberini alıyorsunuz. Ama adaya ulaşım yok. İki, üç gün boyunca cenazeye, sevdiklerinize, evinize ulaşamıyorsunuz.
Bu sadece bugünün hikâyesi de değil. Geçmişte de hava muhalefeti nedeniyle acil hasta sevk edilemediği, helikopterlerin yarı yoldan dönmek zorunda kaldığı, insanların dramatik şekilde hayatını kaybettiği günler yaşandı. Ve belli ki bu tablo son da olmayacak.
Toplum Sağlığı Merkezi’nin kısıtlı imkânları, kış aylarında sıkça yaşanan sefer iptalleriyle birleşince, sağlık endişesi kışın ada nüfusunu azaltan başlıca sebeplerden biri haline geliyor.
Lojman yetersizliği nedeniyle birçok memur adada kalamıyor. Öğretmenler, doktorlar, kamu çalışanları her gün feribotla anakaraya gidip gelmek zorunda. Sefer iptal olduğunda mesai yapılamıyor, dersler boş geçiyor. Yıllardır öğrenciler bu aksaklığın bedelini ödüyor. Neyse ki İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün girişimiyle adalı işletmeci Savaş Abi’nin otelini öğretmenlere açması sayesinde bu kış derslerin boş geçme oranı ciddi biçimde azaldı.
Kimilerine feribot iptalleri “romantik ada hayatı” gibi gelebilir. Ama işin gerçeği bambaşka. İlçe pazarı kurulamıyor, doktor randevusuna gidilemiyor, mahkeme duruşması kaçıyor, malı biten markete toptancı gelemiyor. Ada hayatı her açıdan aksıyor.
Peki bu bir adada yaşamanın kaderi mi?
Yoksa 2026’ya girmişken ulaşım altyapısının yetersizliğinin, adalara verilen değerin bir sonucu mu?
Elbette adada yaşamanın bedelleri olur. Ama bu bedel ne kadar olmalı?
Üç gün cenazesini beklemek kadar ağır mı?
Bozcaada ile Geyikli arası sadece yaklaşık 4 mil. Yani 30 dakikalık bir yolculuk. Deniz ulaşımı için aslında çok da zor bir mesafe değil. Gökçeada–Kabatepe arası ise yaklaşık 14 mil. Aynı lodos Gökçeada’da da eserken, Bozcaada’da tüm gün seferler iptal olurken Gökçeada’ya nasıl sefer yapılabiliyor?
Çünkü limanlar daha korunaklı.
Çünkü altyapı var.
Aslında lodosun şiddeti değil seferleri engelleyen. Sorun feribotun Geyikli İskelesi’ne yanaşamaması. Bunu kaptanlar da açıkça söylüyor:
“Geyikli’de bir mendirek olsa, sefer iptalleri yarıdan fazla azalır.”
Bir diğer sorun da 20 yıldır Çanakkale deniz ulaşımında fiilen tekel olan Gestaş’ın, bu çağa yakışmayan, 40 yaşını aşmış feribotlarla hizmet vermeye devam etmesi.
İhalesi yapılan Bozcaada Limanı’nı genişletme projesinden önce bu ihtiyaçların düşünülmesi gerekmez miydi? Ada halkı olarak yıllardır talep ettiğimiz hafta sonu gece seferini bile ancak Çanakkale Valisi Ömer Toraman’ın desteğiyle tarifeye aldırabildik. Kışın nüfusu yaklaşık bin kişi olan Bozcaada için Geyikli’ye mendirek yaparlar mı? Sert havalarda daha korunaklı, çağdaş feribotlar verirler mi?
Bu soruların cevabı aslında çok net:
Yönetimin ve devletin adalara verdiği değer.
Onlarca adası olan Yunanistan adalara nasıl değer veriyorsa, bizim de en azından o ölçüde değer vermemiz gerekmez mi? Bugün tablo ortadayken, belli ki daha çok bu acı kaderi yaşamaya devam edeceğiz.
Ama yine de…
Biz talep etmekten vazgeçmeyeceğiz.


































