featured

Yerel, Küçük, Yavaş

0





BIFED Festival Koordinatörü Ethem Özgüven, Bozcaada Haber için kaleme aldığı “Yerel, Küçük, Yavaş” başlıklı ikinci köşe yazısını okurlarla paylaştı. Özgüven, yazısında Bozcaada’da tek kullanımlık plastiklerin azaltılmasından yerel ve sürdürülebilir uygulamaların yaygınlaştırılmasına, turizm anlayışından adanın doğal ve kültürel kimliğinin korunmasına kadar birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Ayrıca, BIFED olarak çevre dostu uygulamaları hayata geçiren işletmelere festival açılışında teşekkür belgesi vermeyi planladıklarını belirterek, işletmelere somut adım atma çağrısı yaptı.

İşte Ethem Özgüven’in o yazısı:



Yazın her gün binlerce şarap şişesinin atıldığı bir adada yaşıyoruz. Kafeler, lokantalar, barlar su şirketlerinin plastik ya da cam şişelerinde sunuyorlar suyu müşterilerine. Bu arada şekerler, kesme şeker olduğu yetmezmiş gibi bir de kâğıda sarılı. Atıyorum şimdi kafadan; bir yaz günü adada yirmi bin kişi birer çay içse, yirmi bin kâğıt parçası oradan oraya uçuyor. Bir o kadar da lokantalarda kullanılan kürdan jelatinini ekleyin buna, belki biraz daha fazla bile olabilir. Onlar da özellikle sahildeki balık lokantalarından en ufak rüzgârla kül tablasından denize uçar ve balıkların, deniz kaplumbağalarının gırtlağına yapışır.

Sonra mesela, şu kahvaltılarda verilen tek tek paketlenmiş reçel, tereyağı ve ballar; istenmediği hâlde her içecekle verilen pipetler; tek kullanımlık ıslak mendiller -plastik lif içeriyor ve maalesef doğada çözünmüyorlar-. Ne çok şey var sayılacak…



Acımasızca kullanılan kâğıt peçetelerle sağlayamadığımız hijyeni, lokanta ve pastanelerdeki, fırınlardaki zavallı gastronomi ekibinin; en azından görünen, sahnedeki gastronomi ekibinin ellerine geçirdikleri plastik eldivenlerle de sağlayamıyoruz elbette. Buradan çıkan sonuç, elleri egzama olmuş garsonlar ve dönerciler, köfteciler ve çiğ köfteciler. Hâlbuki aşçı yemeğe, fırıncı ekmeğe eliyle değer. Bunu biliriz, bu böyledir. Balık ızgara yapan bir aşçının elindeki siyah eldiven, sürdürmek zorunda olduğumuz yaşamlarımız kadar anlamsız değil mi?

Bütün bunlar, görünürde iki sebeple yapılıyor: hijyen ve pratiklik. İkisi de modern zamanların en büyük yalanlarından. Diğer tüm eylemlerimiz gibi burada da tamamen sahte bir hijyen anlayışıyla, bırakın başkalarını, kendimizi bile kandıramıyoruz. Plastik eldiven tak, yemeğe, ekmeğe, kurabiyeye dokun ama aynı eldivenle kasayı aç, para üstü ver, kapıya dokun, telefona bak. Bu, hijyen değil, ancak hijyen yanılsamasıdır. Temizlik; suyla, sabunla, özenle ve doğru alışkanlıklarla sağlanır. Pratiklik meselesi de çok farklı değil. Pratik olan, yalnızca işi yapanın işini kolaylaştırıyor; bedelini doğa ödüyor.

Bu arada unutmadan, hemen tüm kafe ve kahvelerde plastik bardaklarda, kâğıt bardaklarda servis edilen kahvelerin bardaklarının yarattığı atığı düşünmek bile istemiyorum. Ama ister istemez düşünüyor insan. Çünkü bunların tümü önlenebilir. Tümü!

Adada tek kullanımlık bardak ve tabak yasaklanabilir. Bu fazla ise bunların kullanımını azaltacak önlemler alınabilir. İşletmeler toz şekeri, eskiden kullandığımız, cam gövdeli, metal borulu şekerliklerde verebilir ki daha da hijyendir. Adanın tümünü kapsayan bir güneş enerjisine geçiş bu küçük adayı Türkiye’de önder ve örnek yapabilir. Boşalan şarap şişeleri çok güzel birer su şişesi olabilir. Camdaki su, plastikteki suyla karşılaştırılamaz bile. Bir restoranda, masaya oturur oturmaz sürahiyle su getirme hizmeti dünyanın her yerinde var. İngiltere’de, İspanya’da yasal zorunluluk. Böyle bir zorunluluk olmasa da Japonya’da, ABD’de, Avustralya’da neredeyse eksiksiz verilen bir hizmet. Adına nezaket de, misafirperverlik de, kültür de; ne dersen de. İskandinav ülkelerinde, İtalya’da, Fransa’da, Yunanistan’da da çoğu işletmede bu böyle. Uzağa gitmeye gerek yok, çok yakın bir zamana kadar bizim ülkemizde de esnaf lokantalarının, kebapçıların masalarında geniş gövdeli, uzun boğazlı, kendisi de kapağı da camdan sürahiler yer alırdı. Yine yapabiliriz. Adanın boşalmış şarap şişelerinde yaparsak bu su servisini, şarap markalarının da tanıtımını yapmış oluruz.

Adamız bir seramik adası. Sanatçılar güzel eserler üretiyorlar atölyelerinde. Bir kahvenin 200-400 TL aralığında olduğu bu zamanlarda, adadaki seramikçilerin yaptığı bardaklar kullanılsa; isteyen depozitosunu ödeyip -ki o da bir kahve fiyatından az fazla olur- bir hatıra olarak alıp gitse.

Bütün bu küçük ve güzel adımları atmayı düşünürken, birden adanın sularına yapılacak dev rüzgâr gülleri projesi gibi bir anlamsızlık ve yanlışlık abidesi çıkıyor karşımıza. Bu kadar çirkinleştirdiğimiz Anadolu coğrafyasındaki ender güzel yerlerden biri Bozcaada. Burasının kurtuluşu küçük, yerel, yavaş. Başka bir kurtuluşu yok. Bugün Türkiye’de Eskişehir dışında güzelleşen bir yer yok. Her yer çirkinleşiyor. Yabancılara gösterdiğimiz yerlere bakın: Efes, Patara, Kaş, İstanbul Boğazı. Ya tarih ya deniz. Son iki yüzyılda üstüne koyduğumuz çok az şey var. Bugün Yozgat gibi, Artvin gibi, Gümüşhane gibi çok uzak ve dokunulmamış doğa olarak düşlediğimiz yerleri de taş ocakları, mermer ocakları, termik santraller ve altın madenleriyle yok ettik. Dokunulmamış tek bir coğrafya, kirlenmemiş akarsu yok artık. Bunlar acı gerçekler ki çok eksik yazıyorum. Bu adanın özellikleri de sessiz, sakin, küçük ve huzurlu olması(ydı.) Burada disko yok, sabaha kadar eğlence yok. Evet, yok; bunun için Side var, Alanya var, Kuşadası var, Marmaris var, var, var. Bu ada da tek sessiz sakin yer oluversin. Ona da ihtiyaç duyan bir gurup uyumsuz insan var hâlâ. Eskiden gelen İtalyan, Alman aileler gelmez oldu. Ne geliyor şimdi adaya: Dev bir kruz gemisi, 18000 arabanın bıraktığı egzozdan başka acaba adaya ne bırakıyor? Mendireği büyütürseniz adaya ne gelecek: Dev yatlar, esrar, eroin, suç, mafya. Bugün yapılan turizmde ısrar edildikçe adaya ellerinde sandviçleriyle sabah gelip akşam giden ve yalnızca bir erozyon yaratan insanlar. Gestaşın gemileri de adada kaldıkları sürece motorlarını durdurmadıkları için bu olağanüstü temiz coğrafyada havayı kirletmeyi başarıyor.

Eski bir şarap şişesinde yahut cam sürahide su vermek, kâğıda sarılı şekeri, jelatine sarılı kürdanı kaldırmak, plastik eldiveni yalnızca gerçekten ihtiyaç olduğunda kullanmak, pipeti istendiğinde getirmek, tek kullanımlık bardaklardan vazgeçmek, kaşık çatalı kâğıda sarılı sunmamak… Gündelik hayatın içine sızmış küçük saçmalıkları ortadan kaldırmak; hepsi bu!

Küçücük adamızda biz bunu yapamazsak, kimden neyi bekleyeceğiz?

BIFED olarak bizim de bu konuya ilişkin samimi bir çağrımız var. Festival başlayana kadar bu önerilerden birini ya da birkaçını hayata geçirip somut adımlar atan ve attığı adımı paylaşan işletmeleri açılış gecesinde anons etmek; bu ortak çabanın ilk adımlarını atıp öncü oldukları için de kendilerine birer teşekkür belgesi sunmak istiyoruz. Birlikte yaşadığımız bu küçük ve güzel adaya duyduğumuz ortak sorumluluğun küçük bir işareti gibi düşünün.

Değişimler; (kalıcı ve etkili değişimler demek daha doğru) çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük ama doğru tercihlerle başlıyor. Bu adada bu değişimleri yapacak güç görünüyor.

  1. Yazımı Midilli’de kaldığım otelin kartvizitiyle bitiriyorum.

No TV in Rooms

No Swimming Pool

No Fake Greek Nights

No Air Conditioning

Not an All Inclusive Hotel

Sevgi ve selamlar.

Yerel, Küçük, Yavaş
0




E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Bozcaada Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.