Öncelikle paylaştığım iki videonun, iki yaz önce yaşanan iki farklı olaya ait olduğunu belirtmek isterim.
Bu görüntüleri bugün yeniden paylaşmamın nedeni ise son birkaç gündür yaşanan ve emniyetin erken müdahalesi sayesinde büyümeden önlenen benzer bir olaydır. Dikkat çekmek istediğim nokta olayların kendisinden çok, bu olayların içinde yer alan personellerin büyük ölçüde aynı kişiler olmasıdır. Bu kişilerin önemli bir bölümü de yıllardır adanın köklü ailelerine ait işletmelerde çalışmaktadır.
Son birkaç gündür yaşanan olaylarda ise işletme sahibi ve CHP Belediye Meclis Üyesi Hülya Koloğlu’nun sergilediğini düşündüğüm tavır ve söylemlere de değineceğim. Yazı biraz uzun olabilir; ancak bu vesileyle adalı işletmecilere de unuttuğumuz bazı değerleri yeniden hatırlatmanın önemli olduğunu düşünüyorum.
Dün ve önceki gün yaşanan olaylara ait elimde henüz bir video bulunmuyor. Ancak yaşananlar farklı tarihlerde gerçekleşmiş olsa da olayların içinde yer alan kişilerin büyük bölümü aynı. Dün yaşanan olaya geçmeden önce, paylaşacağım iki videoda neler yaşandığını kısaca anlatmak istiyorum. Dileyen anlattıklarımın en küçük detaylarını bile tarafların kendi ağzından dinleyebilirsiniz.
Kimin nereli olduğunun hiçbir önemi yok. Bahsettiğim kişiler aynı memleketten geliyor olabilir, ancak benim dikkat çekmek istediğim konu bu değil. Asıl dikkat çekici olan, bu kişilerin yaklaşık dört-beş yıldır aynı ailelere ait işletmelerde çalışıyor olmalarıdır.
İlk videodaki olayda Arthur ile birlikte Çınaraltı’ndaydık. Gece yarısı, üzerleri çıplak şekilde, yüksek sesle küfür ederek ve bağırarak ilerleyen bir grup dikkatimi çekti. Telefonumun kamerasını açıp kayıt almaya başladım. Arthur peşlerinden gidince ben de ne olduğunu ve kime yöneldiklerini bilmeden arkalarından gittim.
Namazgâh Parkı’na doğru yürürlerken kendi aralarındaki konuşmalardan hedeflerinin, evli ve çocuk sahibi olan, bugüne kadar kavgasını duymadığımız Şevket arkadaşımız olduğunu anladım.
Şevket’in evinin önüne giderek bağırıp küfür ettiler, elektrik trafolarına yumruk attılar. Ben görüntü almaya devam ederken telefonumu kırmakla tehdit ettiler. Polis olay yerine geldiğinde de aynı tavırlarını sürdürmeye çalıştılar. O sırada görevli polis memuru Güven abi müdahale ederek olayın büyümesini engelledi.
Edindiğim bilgilere göre olayın başlangıcı, Şevket’in evinin yakınındaki parkta çıkan gürültü nedeniyle parka gitmesiyle yaşanıyor. Burada taraflar arasında bir tartışma çıkıyor ve çalışanlara göre Şevket karşı taraftan bir kişiye tokat atıyor. Bunun üzerine grup bunu gurur meselesi hâline getirerek gece vakti evli ve çocuklu bir insanın evini basmaya gidiyor.
O dönem Hülya Hanım ve çevresindekiler, benim gördüğüm kadarıyla Şevket’i haksız bulurken, gece yarısı bir grubun ev basmaya gitmesini ise olağan karşılayan savunma yaptılar. Hatta “Sezon yoğun, başka personel de bulamayız.” şeklinde söylemlerde bulundular.
İkinci videodaki olay ise yine aynı dönemde yaşanıyor. Bu kez yine aynı ailelerden birinin başka bir işletmesinde çalışan personellerin karıştığı bir olay.
Gece saat 03.00-04.00 sıralarında, Burak Aktan’ın babası Kamil amcanın evinin önünde kalabalık bir grup gencin bir kişiyi yerde tekmeleyip yumrukladığı görülüyor. Kamil amca bunu pencereden görünce, 2019 yılında sekiz kişinin tekme ve yumrukları sonucu hayatını kaybeden Ramazan arkadaşımızı hatırlıyor önce 112’yi arıyor ve hemen dışarı çıkıyor.
Tam o sırada darbedilen genç ayağa kalkarak yakındaki otelin bahçesine girip kaçıyor. Bu sırada gruptaki gençlerden birinin telefonunun kaybolduğu söyleniyor. Ellerinde sopalar bulunan bazı kişiler, kaybolan telefon nedeniyle olaya sadece pencereden tanık olan ve kavgayı ayırmak amacıyla sokağa çıkan Kamil amcanın üzerini arayıp telefonunu alıyorlar, tehdit ediyorlar.
Bir süre sonra olay yerinden uzaklaşan grup tekrar Kamil amcanın evine geliyor. Ellerindeki sopalarla kapıya vuruyor, kapıyı tekmeliyorlar. Yaşananların ardından hem Kamil abi hem de Burak, şahıslar hakkında şikâyetçi oluyor.
Peki işletme sahibinin bu olaylara yaklaşımı ne oluyor?
Söylenen şu:
“Biz şimdi bu yoğun sezonda kimi çalıştıracağız? Personel bulmak kolay mı?”
Benim asıl sorguladığım nokta da tam olarak bu.
Bir işletmenin personel ihtiyacı; gece yarısı insanların evlerinin basılmasını, tehdit edilmesini ya da şiddet olaylarını görmezden gelmek için bir gerekçe olabilir mi? Adalı olup olması, çalışan olması vs umurumda değil. Gecenin yarısı ev basmaya gidiliyor!
Bu olayı Bozcaada Haber’de paylaşacaktım, Kamil amca ile röportaj yapmıştım, fakat iki gün sonra işletme sahiplerinin hepimizi üzen bir acı kayıp yaşaması nedeniyle haber yapmaktan vazgeçmiştik. Gelelim son olaya…
İlk videoda üzerleri çıplak şekilde Şevket’in evini basmaya giden aynı kişiler… Yani yine Hülya Koloğlu’nun işletmesinde çalışanlar.
Birkaç gün önce Erkan Balcı’nın oğluna laf atıldığı iddia ediliyor. Aynı zamanda Yunatçılardan Turhan, kız kardeşi ve annesine yönelik de laf atma şeklinde tacizde bulunulduğu öne sürülüyor. Hatta Turhan’ın anlattığına göre eve kadar takip ediliyorlar. Daha sonra Turhan, Mehmet ve bir arkadaşları bu kişilerle sokakta karşılaşıyor. Kimileri sadece sözlü tartışma yaşandığını, kimileri ise darp olduğunu iddia ediyor.
Kim haklı, kim haksız tartışmasına girmeyeceğim. Kendi adıma hatalı adalı gençler olduğunda da sosyal medyamdan çok kez sert eleştiride bulunmuştum.
Tüm bu gelişmelerin ardından dün, adalıların bulunduğu WhatsApp gruplarında, bahsettiğim kişiler ve adadaki memleketlilerinin 100-150 kişi toplanarak Turan’ın işletmesini basacakları yönünde duyumlar alındığı yazıldı.
Konuyu bildiğim ve olayın daha öncekiler gibi yine karşıdan çevik kuvvet gelecek kadar büyüyebileceğini düşündüğüm için o an beraber olduğum Regaip Akarsu’dan beni gençlerin bulunduğu yere götürmesini rica ettim.
Gittiğimde henüz ortada bir kalabalık yoktu. Turhan ve annesi bana şu bilgiyi verdi:
“Aslında olay kapanmıştı. Hülya Hanım’ın oğlu ve damadı gelmiş, çalışanlar adına özür dilemiş, bir daha olmayacağını söylemişlerdi. Ancak az önce Hülya Hanım aradı “Sizin çocuklar bizim çalışanları dövmüş. Şimdi onlar 100-150 kişi toplanıyor. Kan gövdeyi götürecek. Bunlarda hap map hepsi var, zor tutuyorum.’ dedi.”
Doğal olarak onlar da bu konuşmanın ardından Turhan ve Mehmet de yakınlarına haber vermişler.
Ben de vakit kaybetmeden, “Karakola gidiyoruz. Emniyet zaten konuya hâkim, bunu onlar çözer.” dedim ve önce Mehmet ile birlikte karakola gittik.
Bu sırada Hülya Koloğlu da adalı gençlerin bulunduğu işletmeye giderek başta Görkem Damar olmak üzere oradakilere, “Siz çete misiniz? Ne yapmaya geldiniz? Çocukların ekmeğiyle mi oynayacaksınız?” diyerek herkesi kalaylıyor.
Bir süre sonra kendisi, oğlu, damadı Tayfun abi ve birçok kişi karakola geldi.
Polisler doğal olarak, “100 kişi toplanıyor” bilgisinin nereden çıktığını sorunca Turhan, “Hülya abla annemi aradı, bunu telefonda söyledi.” dedi.
Hülya Hanım ise, “Ben öyle bir şey demedim.” cevabını verdi.
Turhan da, “Annem birazdan gelecek. Ben de telefon görüşmesinin yanındaydım. Gerekirse telefon kayıtlarına bakılır.” dedi.
Tam bu tartışma sırasında ben de Hülya Hanım’a, “Hatırlıyorsanız iki yıl önce de bu personeller gece yarısı üzerleri çıplak şekilde Şevket’in evini basmaya gidiyordu. Bakın, yine aynı kişiler…” dediğim anda bana dönerek, “Sen gazcının tekisin.” ifadelerini kullandı.
Ben de herkesin içinde kendisine şu cevabı verdim:
“Ben gazcı değilim. Ama siz sadece kendinizi ve işletmenizi düşünen birisiniz. Hatta kötüsünüz” dedim.
Daha sonra Turhan’ın annesi karakola gelince Hülya Hanım’ın aslında yanlış anlaşıldığını söylemeye çalıştığını gördük. Hatta polis memurlarından biri de, “Bu olayın bu kadar büyümesinin temel nedeni sizin bu 150 kişiler şeklindeki söyleminiz olmuş.” diyerek durumu kendisine ifade etti.
Ardından yine Şevket olayına dönülerek, “Ama Şevket durduk yere tokat atmış.” denildi.
Benim cevabım ise şuydu:
“İyi de hepimiz hayatımız boyunca kavga ettik, dayak da yedik. Hangi adalı 15 kişi toplanıp birinin evini basmaya gittik? Kaldı ki Şevket’in bugüne kadar adada bir kez bile kavgasını duydunuz, gördünüz mü?”
Sayın Koloğlu size bir gerçeği söyleyeceğim; Seçim döneminde de, iki yıllık meclis üyeliğiniz boyunca da adada oluşan “CHP köklü ailelere, patronlara ve küçük bir gruba hizmet ediyor.” algısının haklı ya da haksız bir itham olduğunu başka bir yazımda görüşlerimi anlatabilirim. Ancak bu algının oluşmasına en fazla katkı sağlayan isimlerden birinin siz olduğunuzu düşünüyorum.
Biz sizden her konuşmanızda, etkinliklerde ne kadar köklü bir adalı olduğunuzu dinliyoruz. Oysa bugün Bozcaada eski Bozcaada değil. Burada artık kimsenin kimse üzerinde ağalık kurabileceği bir düzen kalmadı. Adada artık herkes ağa, paşa! Herkesin az ya da çok kazandığı oteli, restoranı vb işletmeleri var. Herkesin yanında çalışan emekçi kardeşlerimiz var. Sizler de, bizler de, adada çalışan herkes 3 ay boyunca ekmeğinin derdinde
Bu arada emin olun sürekli gündeminizden düşmeyen bitişiğinizdeki eğlence mekanlarının sesi, gürültüsüa ada için sizin işletmenizdeki çalışanlar kadar tehlikeli değil.
Adada eskiden sorunlu personel varsa, sürekli sorun çıkartan biri ise işletmeler ortak bir tavır koyar, o kişi burada barınamazdı.
Adada yıllardır çalışan emekçi kardeşlerimiz var, hepimizin kardeşi abisi-dostu. Ama potansiyel sorun yaratan personeller için de bir bahane olamaz.
Son yıllarda ise birçok işletme aynı cümlenin arkasına sığınıyor:
“Ama personel bulamıyoruz.”
Ne kadar acı değil mi? Ama adayı yönetenlerin işletme zihniyeti bu olursa durum daha da vahimdir demek.
Sayın Koloğlu, Bozcaada’yı bugüne kadar ayakta tutan şey yalnızca turizm değil, birbirinin kapısını çalabilen adalıların birbirine duyduğu güvendi. Bilmem anlatabildim mi?































