Bugun...
Zeytin, Duman ve Nefes..


Burcu Köksal
burcukws@gmail.com
 
 

Bozcaada, devasa monokültür tarım alanları olmayan, anakaradan izole, kendi mikroiklimini ve biyoçeşitliliğini doğru tarımsal faaliyetlerin benimsenmesiyle rahatlıkla koruyabilecek şanslı bir coğrafya. Sürdürülebilir tarımı ve yaşam tarzını hayata kolaylıkla geçirebilir istese.’

Çanakkale’nin yerel bir televizyon kanalında, bölgede çalışan akciğer hastalıkları uzmanı profesörün kaygılı bakışlarla söyledikleri hiç aklımdan çıkmıyor. Bölgede ‘koah’ ve benzeri vakalarda artış gözlemlediğini anlatmıştı. Bunun nedenini bölgedeki hava kirliliğindeki artışa bağlamış, günlük yaşamda bölge insanının sıkça maruz kaldığı kirleticilere dikkat çekmişti. Bahsettiği, egzozu bozulmuş bir traktör, kamyonet, motosiklet gibi geçtikleri her km’yi kara dumana boğarak dolaşan araçlar; ‘temizlik’ için yakılan araba lastikleri, damlama sulama hortumları, pet şişe gibi çöpler; ya da pülverizatörlerle zeytinlikleri hedef alan, ama acı kokusuyla tüm atmosferi kaplayan böcek zehirleri gibi, pek de önemsemediğimiz günlük enstantanelerdi.

Heredot’un ‘Tanrı; insanlar uzun ömürlü olsunlar diye Bozcaada’yı yaratmış’ lafı harika bir turizm sloganı olarak herkesin zihnine kazındı, pek iyi, bir bakalım: Binlerce yıl sonra da adada yaşamak insanın ömrünü uzatıyor mu? Ya da şöyle soralım, adanın yaşlıları sağlıklı ve aktif bir yaşam sürebiliyor mu?

Henüz elimde istatiksel veri yok, ama aileme, yakın çevreme, komşularıma baktığımda görüyorum ki, desteksiz nefes alabilen, kalp, şeker ilacına bağımlı olmayan tek bir ‘yaşlı’ yok. Ada’daki hayatları ya pırpırın arkasındaki egzozu ya da yaktıkları otların dumanını soluyarak geçiyor çünkü. Her sene, her mevsim, çevreyi, doğayı kontrolleri altına alabilmek için çabalıyorlar, çırpınıyorlar ne de olsa.

Bozcaada’da her mevsim budanan dalların, kuru otların yakıldığı bir dönem olur. Kuru otlara plastik atıkların karıştırılıp yakılması da alışageldik bir pratiktir. Bazen yaş dallar tutuşmuyorsa ateşi başlatmak için benzin dökülür. Gökyüzü bomba atılmış gibi bir kara duman bulutu ile kaplanır. Sonra bu kara duman dağıla dağıla görünmez olur. Bazen, rüzgarı hesaplamayıp yakıldığında bu ateşler, sıçradıkları bölgeleri de yakar, itfaiye müdahalesiyle ‘yangın’ a dönüşen ateş söndürülür. Bunun içindir ki, tarlanızda ateş yakacaksanız, jandarmadan izin alma zorunluluğu getirilmiştir. Jandarmadan izin aldığınız takdirde, ateşinizi yasal olarak yakabilir, havayı yasal olarak kirletebilirsiniz.

Budanan dallar çiftçilerin yıllarca gözleri gibi baktıkları asmadan, zeytin ve meyve ağacından koparıldıkları anda, bir an önce yok edilmesi gereken bir çöpe, pisliğe dönüşür. Budanmış, ayıklanmış bu dallarından tepecikler yapılır, ateşe verilir. Aylarca baharın, yazın güneşini hücrelerinde biriktirmiş, toprakla büyümüş ağaçlarının parçalarını küle dönüştürmeden kendini ‘işini’ yapmış saymaz çiftçi, ya da çiftçiden görüp de doğrusunun bu olduğunu öğrenmiş ‘bahçeci’. O dalların, o yaprakların tekrar hayata dönüştürülebileceğini, onların aylarca biriktirdiği güneş ve toprak enerjisini bitkilerini beslemek, toprağı ‘gübrelemek’ için kullanabileceğini, doğanın, toprağın döngüsünün böyle sürdüğünü bilmiyor mu acaba? Yoksa bilmezden mi geliyor?

Zeytin agaçlarının yeni budadığı dallarını yakmamış çiftçi kendisini “işini bitirmemiş” sayıyor. Onlarca traktör dolusu zeytin dalını, günlerce sabahtan akşama yakıyor. Dallar taze olduğu için su buharı ile karışık bir duman kaplıyor ortalığı. Dumanın etkisi tüm gökyüzüne yayılıyor. Bu dumanı insanlar, hayvanlar soluyor. Bölgeyi kuş cennetine çevirmiş onlarca cins kuş da dumanı solur solumaz bölgeyi terk ediyor. Arılar da öyle. Pekiyi biz ne soluduk?

Plastik yanınca soluduğumuz kara dumanın “dioksinler, furan, civa ve poliklorlu bifeniller gibi zehirli gazlar,” içerdiğini ve atmosfere karışan bu dumanın bölgedeki “bitkiler, hayvanlar ve insanların yaşamı ve sağlığı için ciddi bir tehdit olusturdugu”1 nu biliyoruz farz edelim. Ya yeni kesilmiş zeytin dalları yandığında çıkan bembeyaz dumanın içinde ne var?

Monokültür zeytinciliğin yaygınlaşması ve özellikle Ege ve Akdeniz coğrafyasında yaygın ve kârlı bir tarım faaliyetine dönüşmesi ile birlikte, zeytinciliğin ‘çevre kirliliği’ ve ‘doğa tahribatı’ açısından etkileri araştırılır ve sonuç hiç de iç açıcı çıkmaz. Zeytinciliğin nasıl daha ‘çevre dostu’ yapılabileceği sorusunun cevabı aranır, çarenin küçük ölçekli ‘biyoçesitliliğin’ tahrip edilmediği geleneksel yöntemlerin yaygınlaştırılmasında olduğu sonucuna varılır. 

Bu çerçevede, zeytinlik atıklarının düzenli ‘yakılması’ nın atmosfere ve doğal hayata olan etkisi de araştırılır. Zeytin dalı yakımı emisyonlarını ölçtüklerinde, NOx , O3, CO ve CO2 gazları yanı sıra, methanol, asetonitril, akrolein, benzen, toluen, ve ksilenler gibi ‘uçucu organik bileşenler’ tespit ederler. Taze zeytin dalı yandığında su buharına benzeyen, ‘aerosol’ olarak adlandırılan o dumanda BC(kara karbon), potasyum, klor, nitrat ve sülfat gibi parçacıklar da görülür.

Yani, zeytin dalları yakıldığında gökyüzünde gördüğümüz o buharımsı beyaz duman, insan eliyle göz göre-göre püskürtülmüş, yukarıda bahsedilen organik bileşenleri solunabilecek boyutta parçalamış, dolayısıyla zehirli bir ‘aeresol’. Ve bu aerosol sadece soluduğumuzda akciğerlerimizi tahrip etmiyor, bölgedeki tüm yaşamsal varlığa zarar veriyor ve mikro-iklimi olumsuz yönde etkiliyor.

‘Yakmayın’ dediğinizde, onlar ‘yapmak, yetiştirmek zorunda oldukları’ bu görevi dumandan etkilenen fazlaca hassas bir ‘şehirli’ söyledi diye sonlandırmayacaklar belli ki. Ve bu sorun onların o ateşi söndürmesiyle de bitmeyecek. Yarın başka bir yerde başka bir zeytinlik sahibi gökyüzünü beyaz dumana boğacak ve o ana kadar soludukları tertemiz hava, bir çok zehirli ve kanserojen kimyasalın karıştığı bir ‘hava kirliliği’ne dönüşecek.

Bozcaada, devasa monokültür tarım alanları olmayan, anakaradan izole, kendi mikroiklimini ve biyoçeşitliliğini doğru tarımsal faaliyetlerin benimsenmesiyle rahatlıkla koruyabilecek şanslı bir coğrafya. Sürdürülebilir tarımı ve yaşam tarzını hayata kolaylıkla geçirebilir istese.

Belediye, tarımsal atıkları ‘kompost’a dönüştürecek tesisi kurmanın çok zor olduğunu belirtmiş bir halk toplantısında, ‘atıklar çöpün yanına bırakıldığında belediye tarafından bunların ücretsiz alınacağı bir gün’ belirlenmiş. Ne var ki bu uygulama, ne belli bir ölçeğin üzerinde faaliyet gösteren çiftçiler için, ne de yakmayı çok seven bahçeciler için pek cazip bir çözüm olmadı ve zamanla unutuldu. Jandarma ve Kaymakamlık da yakma izinleri vermeye devam ediyor. Oysa ki bu pratiğin ne kadar elzem olduğu sorgulanmalı, bahçesel atıkların dönüştürülmesi için temiz ve yapıcı alternatifler benimsenmeli. İlçe Tarım ve Belediye bir araya gelip, bu sinsi ve bariz çevresel/yaşamsal tehditin önüne geçecek çözümler üretmeli bir an önce. Çünkü yerel çiftcinin bu faaliyeti, geçerliliği nesiller boyu güçlenen ve alternatifleri büsbütün saf dışı bırakan bir önerme gibi zihinleri geri dönüşşüz şekillendiriyor.

1

Toxic Pollutants from Plastic Waste- A Review - ScienceDirect

2

The Environmental Impact of Olive Oil Production in the European Union (europa.eu)

3

Burning of olive tree branches: a major organic aerosol source in the Mediterranean E. Kostenidou1 , C. Kaltsonoudis, M. Tsiflikiotou,, E. Louvaris , L. M. Russell , and S. N. Pandis ( https://acpd-13-7223-2013-print.pdf (copernicus.org)



Bu yazı 1638 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
Bozcaada Balıkçılığı
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Adada zincir market açılması konusunda ne düşünüyorsunuz?


 YUKARI